ay

Nefeslenmek için güzel bir yer.
Göğe doğru dallanan yıldırımlar
Ve gür ağacın yaprakları bulutlar.
Omuzlarındaki otuz yılı yavaşça yere bırak
Dökülen yıldızların altında ışıl ışıl olacaklar.
Üşümüş kollarını göğsüne düğümle.
Kafesinde zor tuttuğun kalbin uçuvermesin.
Sana doğru yürüyen;
Gözlerindeki “ben her şeyin en iyisine layığım” bakışlarıyla yanından geçen kadına selam ver.
Asla durmaz o.
Hiç, bir başkasıyla ıslanmamıştır yağmurda.
Burası nefeslenmek için güzel bir yer.
Kendilerine hiç şiir yazılmamış kadınlar
Köhne kitapçılarda pazarlıktalar.
Biraz daha bekle.
Seni gören yıldızlar bulutları aralayıp başına üşüşecekler.
Yüzün kızarmasın.
Amacı, varmak olmayan bir yolculuğun ortalarındasın.
“Durdurman gerekirdi beni ” diye düşünüyorsun
Kaybolmadan önce.
Şimdi tek başınasın.

Mustafa ŞENTÜRK

Karavana içinde yayınlandı | Yorum bırakın

Düşüş

“… Yüzyıllar var ki, pipo içenler aynı kanala yağan aynı yağmuru seyrederler burada. Size anlatacağım şey biraz daha zor.  Bu kez bir kadın söz onusu. Önce şunu belirtmek gerekir ki, ben kadınlar konusunda her zaman ve hiç zahmetsizce başarılı olmuşumdur. Onları mutlu kılmayı ya da onlarla kendimi mutlu kılmayı başardığımı söylemiyorum. Hayır, yalnızca başarılı olduğumu söylüyorum. Hemen her istediğim zaman amaçlarıma ulaşıyordum. Bende belli bir çekicilik buluyorlardı. Düşünün bir! Çekicilik nedir, bilirsiniz: Açık hiçbir soru sormadan bir çeşit evet yanıtı alma biçimi. O dönemde durumum böyleydi işte. Sizi şaşırtıyor mu bu? Haydi haydi, inkâr etmeyin. Şimdiki halimle çok doğal bu. Ne yazık! Belli bir yaştan sonra her insan, kendi yüzünden sorumludur. Benimki… Ama ne önemi var bunun? Olay ortada, bende çekicilik buluyorlardı ve ben bundan yararlanıyordum…”

Albert Camus – Düşüş

Karavana içinde yayınlandı | Yorum bırakın

İntikam Sevişmeleri (1)

Hızlı adımlarla yürümeye devam et.
Nefeslenmek için henüz erken.
Kirli sakallı bir canavardan kaçar gibi değil;
Kısa gülüşmelere yetişecek gibi de değil.
Boğazındaki tırnak izlerini gizleyen fuları biraz gevşet.
Yere bakarak yürüyen,
Sigarasını körüklerken yanakları içine çöken adama selam ver.
Bir şizofrenin oy çokluğuyla seçilmiş sevgilisidir o.
Hızlı adımlarla yürümeye devam et.
Pişman olmak bir şeyi değiştirmez.
Söylediklerinden pişman olmak için erken,
Söylemediklerinden pişman olmak içinse geçtir.
Sana dokununca eriyeceklerinden haberleri yok.
Fevri hareketlerle korkutma kar tanelerini.
Ama nefeslenmek için henüz erken.
Doğru günahı işleyeceksen bir iki kurbanın lafı mı olur ki?

Mustafa ŞENTÜRK

İntikam Sevişmeleri içinde yayınlandı | Yorum bırakın

Sahne–36 (Okyanus)

Kapıyı içeriden kilitleyip yatak odasına yöneldi. Hızlı adımlarla yürürken kendisini istemsizce takip eden, kısa eteğini taklit eden uzun saçlarından bir tutam alıp kokladı. Küçük ayaklarını ve ojeli tırnaklarını, yüksek topuklu, beyaz sandaletlerin içinden çıkarıp yere attı. Önündeki kutudan bir mendil çekip rujunu, rimelini ve diğer yalanlarla beraber adamın tüm izlerini, bakışlarını temizledi. Boynundan, kulaklarından ve bileklerinden her an damlayabilecek su damlaları gibi sarkan gümüş takılarını tek tek toplayıp avucunda, etajerdeki kutusuna bıraktı. Erken dökülmüş bir meyve gibi yer yer kızarmış, solgun, zayıf bedenini; kozasını yırtıp son kez hayata dönen bir kelebek gibi sıyırdı kadın turkuaz elbisesinden. Bir uçurumun kenarından denize bakar gibi uzun uzun dikildi yatağın başında. Ne kadar kısa süreceğini bilse de uçmak istiyordu. Bıraktı kendini boşluğa. Bir buluta tutunmak ister gibi tırnakladı yastığı. Ve dikti gözlerini sonsuz bir deniz gibi dalgalanan çarşafın kıvrımlarında bir görünüp bir kaybolan rengârenk balıklara.

Mustafa ŞENTÜRK

Sahne içinde yayınlandı | Yorum bırakın

3 veda

“Sanki her zaman, uykudan yeni uyanmış bir bebek kadar mutlu ve parlak gözlerle gülerdi. Tebessümünü ve kahkahalarını dudaklarından çok gözlerinden anlardınız. Alt dudağının sağ yanında yayılıp, dişleri arasından dilinin ucuna akıveren bir yudum telveyi ne çok kıskanırdım. Ama söylemezdim. Muhabbet ne kadar saçma olursa olsun, o kadar akıcı ve heyecanlı anlatırdı ki hiç bölmek istemezdim. Benim konuştuğum her saniye, birlikte geçirdiğimiz vakitten kayıptı. Saçlarının kıvrımlarında yüzerdim. Gözlerine yakın ıssız bir adada nefeslenirdim. Tam o sırada ‘biz’ derdi. İrkilirdim. Hep sisli bir mesafenin arkasında durur; kendimi belli etmeden yalnızca onu izlerdim.”

“İlk adımı kadın mı atacaktı? Telaşlı bir son sigara teklifiyle niyetini belli etti. Aslında öncesinde iki son kahve, iki de son çay gelmişti masaya. Masadaki herkes mevzunun nihayetini biliyor olsa da bir mucize bekliyordum. Yağmur yağsaydı en azından. Yanlışlıkla şeker atsaydım çaya. ‘Değiştirin’ deseydim. Üç dakika daha geçseydi.”

“Soğuk akşamüstü. Son sarılmamız, sanki üstümüze iki beden büyük gelen emanet bir gömlek gibi. Ne sana oldu ne de bana. Ama ben alışkınım bol gömleklere, istemsiz vedalara, yarı yolda vazgeçmelere.”

Şimdi belki de ben her şeyi olduğundan daha büyük, karanlık ve nemli hatırlıyor olabilirim ama kesinlikle inkâr edemem ki varlığının benim zaman çizgimde bıraktığı izler, şükredilecekler listemde üst sıralarda.”

Mustafa ŞENTÜRK

Karavana içinde yayınlandı | Yorum bırakın

..

“Yakalayamayacaksam da birlikte düşerim.”

Mustafa ŞENTÜRK

Karavana içinde yayınlandı | Yorum bırakın

Sahne – 28 (Yapraklarıyla birlikte kuşları da silkeledi ağaç)

Tekrar yanıma oturduğunda, yastığındaki gibi kokmuyordu kadın. Peşindeki vahşi hayvanlara izini kaybettirmek için herhalde; plastik kokuların altına saklanmıştı. Yüzünü gözünü envai çeşit renge boyamış; belli ki kendini çetin bir terk edişe hazırlamıştı. ‘Yeni demledim. Çay alır mısın?’ derken de, sigaramı yakarken de gayet yavaş hareket ediyor; birlikte geçirdiğimiz güzel zamanı –belki de farkında olmayarak– ince hastalık gibi uzun ve ağrılı bir ölümle sonlandırmaya çalışıyordu. Bir şeyler söylüyordu. Bazen söyledikleri nereye varacağını bilmiyor; olduğu yerde daireler çiziyor; defalarca kendini tekrarlıyordu. Sağa sola koşturan kelimelerin arasından, doğrudan canımı yakanlar da olmuştu. Ben de az insan değildim hani.

Mustafa ŞENTÜRK

Sahne içinde yayınlandı | Yorum bırakın

Sahne-25 (Mükemmel bir intihar, bulutlara en yakın yerden başlar.)

Adam, eve girer girmez karanlığı kokladı. Ev büsbütün rutubetli yalnızlık kokuyordu. Adamın tembelliği, mutfak tezgâhında bekleşmekte olan bulaşıkların üstüne çökmüştü. Bulaşıklar, gömülmeden kalmış cesetler gibi çürümeye, kokmaya, unutulmaya başlamıştı. Lavaboya gidip yüzünü yıkadı, ağzını çalkaladı. Yorgun yüzüne bakarken bir iç çekip iki günlük sakalını sıvazladı. Aynadaki adamı olduğu yerde bırakıp oturma odasına girdi. Üçlü koltukta kendisini izleyen hayalî seyirciler vardı. Mütevazi bir selamla repliğine kaldığı yerden devam etti: ‘Şimdi ben defolup gitmeye bu kadar hazırken, paçamı yavru bir köpek gibi çekiştirip duran umudumun esiriyim. Onu görmezden gelip ruhsuzca yoluma devam etmeliyim.’ Tam burada lafa girmesi gereken Seni seviyorum derken sevmeyi unutanların boş sözlerinden çok sıkılan kız, repliğini unutmuştu. Hayır, unutmamıştı. Oyunu terk etmişti. Sahneyi terk etmişti. Adam, hiç şaşırmadı gidişine. Gidilecek yer çoktu sonuçta; kalınacak bir tane. Adam da oyunun gidişatını bozmamak için öylece çıkıp gidiverdi. Mutfaktaki bulaşıkları, aynadaki diğer adamı, kotuktaki hayalî seyircileri öylece bırakıp kapıyı çekti ve gitti.

Mustafa ŞENTÜRK

Sahne içinde yayınlandı | Yorum bırakın

Duvar

Hiçbir şey olmamış gibi duruşunda bile bir mana vardı. Kimseyi tanımıyormuş gibi gidişinde. Göz kırpışında. Islanmıyormuş gibi duruşunda yağmurun altında. Kimseyi takmayışında. Sesinin geldiği yönde, yanmakta olan bir orman vardı. Yaklaşmama hiç müsaade etmiyordu. ‘Orada kal, yaklaşma’ derken uzattığı sol işaret parmağı, bir duvar gibi hareketsiz duruyordu. Kızın her şeyi o duvarın arkasında kalıyordu. Benden uzaklaştıkça duvar bana yaklaşıyordu. Sınırlarıma sıkıştırıyordu beni. Ne bir adım kaçabiliyordum ne de ona koşabiliyordum. Geceleri çok sigara içiyordum. Masamın üstüne saçılmış kahve damlaları. Damlalara karışan sigara külleri. Alnımdan sarkan bir surat; düştü düşecek.

Mustafa ŞENTÜRK

Karavana içinde yayınlandı | Yorum bırakın

Sahne–19 (Ense kökünde bir bıçak yarası)

Yılları külçe külçe biriktirip peşi sıra sürükleyen uzun sakallı ihtiyar, alnındaki derin çizgileri silmek ister gibi, terli avuçları arasında alnını ve beyaz saçlarını sıvazlıyordu. Kafası karışmıştı, saçları değil. Ağzındaki sarmayı yarılamıştı bile. Kısa süre sonra muhtar çakmağının sesi tekrar duyuldu. Dumanı yutkundu. Kan içinde masanın üzerinde yatmakta olan çakmağa bakarak ellerini gömleğinin önüne sildi. Çok terlemişti. Pantolonu, gömleği koltuğa yapışmıştı terden. Yılları külçe külçe biriktirip peşi sıra sürükleyen uzun sakallı ihtiyar bu vaziyetteyken Top sakallı pis cücenin sesi duyuldu “Ve şimdi perde kapanır. Baş roldeki güzel kız sahnenin önüne çıkıp seyircilere bir demet karanfili adil bir şekilde dağıtır. Selamlar verilir; güzel bir şarkı çalarken koltuklar boşalır. Sanki hiç bir şey yaşanmamış gibi oyuncular evlerine döner. Bazıları içer, bazıları uyur, bazıları sevişir, bazıları da ölür.”
Top sakallı pis cüce burnunu koluna sildi. Sol elinde tuttuğu bardaktan bir yudum aldı. Bardaktaki şeffaf sıvı biraz sarardı…”

Mustafa ŞENTÜRK

Sahne içinde yayınlandı | Yorum bırakın