Kısa bir sohbet.

Kadın: Şimdi bu yağmurda elinden tutan bir kaçık olacak. Kollarını açıp yağmuru kalbul eden, iliğine kadar ıslanacak seninle. Sonra geçeceksin şöminenin karşısına. Biraz şarap; kafa çakırkeyf. Ama nerede?

Erkek: Çırılçıplak uyuyacaksın sonra sarılıp. Günler sürebilecekmiş gibi ağır, hemen uyanıverecekmiş gibi hafif. Hafif bir serinlik kilitleyecek vücutları sonra ve belki de gelene dek ölüm.

Kadın: Yudumlarken ateşin başında şarabı; ağzında kâh sevgilinin tadı, kâh şarabın. Kız uyuyakalacak. Ateşin alı, bembeyaz tenine vururken çıldırdığını düşünecek erkek dokunamadıkça. Kadın, gözlerini bir bebeğin mahmurluğuyla araladığında anlayacak erkeğinin şehvetini ve bir orospu çevikliğiyle çekerken erkeğini kendine ateş bile kıskanacak damarlarındaki sıcaklığı.

Erkek: Fokurdayan ateşten sigaraya düşer iki kor damlası. Ve masmavi bir ruh izlemeye başlar odayı. Ateş gitgide bozulur bu duruma ve aşkı itiverir koyunlarına.

Kadın: Üşür kadın ilk önce aşkının soğukluğundan. Sonra anlar ki şehvetmiş sadece erkeği yanına koyan. Sokulur sessizce pervane misali ateşe, intihar yüklü bulutlar süzülüverir yanaklarından.

Erkek: Koyunlarında bir aşk kıpırdanır yavaşça. Hızlı hızlı çarpmaya başlar sonra iki göğsün altında eşit oranda. Şehvet soğuk kalır. Duyulan pişmanlıksa şehvetin değil, geç kalmışlığın pişmanlığıdır.
Akmaya mahkûmsa kadının aşk balı dudaktan, içmeye mecburdur erkek yorgunluğun ve yalnızlığın susuzluğuna kanmadan.

Kadın: Terden sırılsıklam olmuş başını dayadığında göğsüne. Karnındaki tırtıl, kelebek olup kondu gönlüne. Gözlerindeki ateşin aksi miydi yoksa od mu; karar veremedi kadın.

Erkek: Şevk ile düşen her ter damlası söndürdü şömineyi ağır ağır. Ve kalpteki ateş meydana çıktı harıl harıl. Şimdi öpüp kokluyor birbirini iki ten. Anlatmalı çünkü herbiri meşkini, dudaklarında ve parmak uçlarında biriken.

Kadın: Kokusunu duydu sevdanın iki ten. Sanki tenine dökülmüştü aşk kokusu; saşlarına, boynuna. Kokladıkça sarhoş oldu. Sarhoş oldukça kokladı. Üşüdü kalbinin çırpınışından; biraz daha sokuldu, içine sokmak istercesine sıktı kollarının arasında. Aşkın manâsı şimdi gerçekleşmişti işte. Birbirilerine dolanan sarmaşık oldular.

Erkek: Ve sarmaşıklar kök saldı zamana. An durdu; dondular. Birinin dudakları, diğerinin boynunda; diğerinin burnu birinin saçlarında. Ne o saçların kokusu soldu zamanda, ne de o dudaklardan o tat silindi. Aşk, zaman işi değildi. Aşk, anlık bir şeydi. Geldi. Ve asla gitmeyecekti.

Kadın: Gözlerini araladığında sanki kırk yıldır tanıdığı erkeğinin koynundaydı, sokuldu bir kez daha çekti -sarhoşluğuna sebep- aşkın kokusunu. Dokundu ellerini yakan kor dudaklara, dokunur dokunmaz yandı içi ve tekrar alevlendi. Dayanamadı kadın ve tekrar attı kendini aşkın koynunaç Yandı, yandı, yandı…

Erkek: Parlayan bir alevdi işte aşkın kanıtı. Tek kural vardı; o dudaklar hiç ayrılmamalı. Tenden tene akan, aşkın en çılgın anı. Zaman, etrafa yayılmadan yalnızca aşkı taşıyacaktı. Ve iki kelime dalgalandı kulaklarda, ne git demek ne de kal. O muhtaç olduğumuz cümle ‘Seni seviyorum’ olacaktı.

Kadın: Sözlerden önce dudaklar kurmuştu çoktan o iki kelimeyi ama kulakların da ihtiyacı vardı duymaya. Seni seviyorum. Seni seviyorum. Seni seviyorum.

Erkek: Seni seviyorum.

Mustafa ŞENTÜRK

Reklamlar

About ATOM

Klostrofobik düşünce yapısı.
Bu yazı Karavana içinde yayınlandı. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s